Baba Ocağına Taş Atmak… Siyasette ayrılıklar olur. Görüşler değişir, yollar ayrılır, insanlar farklı tercihler yapabilir. Bunlar demokrasinin doğasında vardır. Ancak insanın en çok canını acıtan şey, ayrılığın kendisi değil; geride..
Baba Ocağına Taş Atmak…
Siyasette ayrılıklar olur. Görüşler değişir, yollar ayrılır, insanlar farklı tercihler yapabilir. Bunlar demokrasinin doğasında vardır. Ancak insanın en çok canını acıtan şey, ayrılığın kendisi değil; geride bırakılan değerlere, yıllarca uğruna emek verilen bir çınara dönüp taş atılmasıdır.
Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan tablo tam da budur.
Yıllarını bu partiye vermiş, meydanlarında omuz omuza yürümüş, seçimlerde aynı heyecanı paylaşmış, başarısızlıklarda birlikte üzülmüş, başarıları birlikte kutlamış insanların birer birer ayrılıyor olması elbette üzücüdür. Ama daha da üzücü olan, ayrıldıktan sonra geride kalanlara karşı sergilenen acımasız dildir.
Dün aynı masada oturduğunuz, aynı kürsüde konuştuğunuz, aynı bayrağın altında mücadele verdiğiniz insanları bugün hedef göstermek; onları küçümsemek, aşağılamak ve adeta düşman ilan etmek hangi vicdana, hangi siyasi ahlaka sığar?
İnsan ister istemez düşünüyor…
Yıllarca Cumhuriyet Halk Partisi’ne en sert eleştirileri yönelten siyasi rakiplerin bile zaman zaman serleşse de bu kadar yıkıcı sözlerine şahit olunmamıştır. Bugün ise, bir zamanlar “Baba Ocağı” diyerek her fırsatta sahip çıkılan o büyük çınara, en ağır sözleri yine kendi evlatları söylüyor.
İşte insanın içini acıtan da tam olarak budur.
“Baba Ocağı” sadece ihtiyaç duyulduğunda dönülecek bir adres değildir. Baba ocağı, dar gününde de sahip çıkılan, sıkıntılı zamanlarında da terk edilmeyen, eksikleri varsa içeriden düzeltilmeye çalışılan yerdir. Çünkü baba ocağı yakılmaz; korunur. Yıpratılmaz; onarılır.
Bir taraftan “Biz yine döneceğiz.” diyeceksiniz…
Diğer taraftan dönmeyi düşündüğünüz evi her gün biraz daha yıkmaya çalışacaksınız.
Bu nasıl bir çelişkidir?
Siyaset elbette eleştiriyi gerektirir. Cumhuriyet Halk Partisi de eleştirilemez değildir. Hatalar yapılabilir, yanlış kararlar alınabilir, eksikler olabilir. Bunların konuşulması da doğaldır. Ancak eleştiri başka, öfkeyle yıkmaya çalışmak başkadır. Yapıcı olmak başka, intikam duygusuyla hareket etmek bambaşkadır.
Bugün partide kalmayı tercih eden insanlar belki farklı düşünüyor olabilir. Belki her kararı doğru bulmuyor olabilirler. Ama onlar, bütün eksiklerine rağmen mücadeleyi içeride vermeyi seçtiler. Çünkü biliyorlar ki bir kurumu ayakta tutan şey kusursuz olması değil, zor günlerinde sahip çıkacak insanların varlığıdır.
Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir siyasi parti değildir.
Bu parti; Kurtuluş Savaşı’nın yokluk günlerinden, Cumhuriyet’in kuruluşuna uzanan tarihi bir mirasın adıdır. Bu parti, milyonlarca insanın umut bağladığı, demokrasi mücadelesinde bedeller ödediği büyük bir çınardır. Böyle bir mirasa öfkeyle değil, sorumluluk duygusuyla yaklaşmak gerekir.
Bugün yaşanan kırgınlıklar da geçecektir.
İsimler değişecek…
Görevler değişecek…
Yönetimler değişecek…
Ama Cumhuriyet Halk Partisi kalacaktır.
Çünkü kişiler gelip geçicidir; kurumlar ve onların temsil ettiği değerler kalıcıdır.
Tarih ise her zaman olduğu gibi yine sessizce notunu düşecektir.
Kim zor zamanda omuz verdi…
Kim kırgınlığını nezaketle ifade etti…
Kim eleştirisini yapıcı bir dille dile getirdi…
Ve kim öfkesi uğruna yıllarca emek verdiği o büyük çınarın dallarını kırmaya çalıştı…
Bunların hepsi zamanı geldiğinde daha net görülecektir.
Bugün belki öfke konuşuyor.
Belki kırgınlıklar aklın önüne geçiyor.
Belki kişisel hesaplar, ortak ideallerin önüne geçmiş durumda.
Ama gün gelecek, duygular dinecek, sözler unutulmayacak ve herkes kendi söyledikleriyle, yaptıklarıyla hatırlanacaktır.
Çünkü siyaset gelip geçer…
Makamlar gelip geçer…
İktidarlar gelip geçer…
Fakat vefa, nezaket ve emek hiçbir zaman unutulmaz.
Ve unutulmaması gereken en önemli gerçek şudur:
Baba ocağına küsen olabilir. Baba ocağından ayrılan da olabilir. Ama baba ocağına dönüp ateş yakmak, ne siyasi kültürümüze ne de yıllarca birlikte verilen mücadelenin hatırına yakışır.
Bugün yaşananlar da elbet geçecek.
Gerçekler er ya da geç ortaya çıkacak.
Ve o gün geldiğinde, herkes yalnızca söyledikleriyle değil; sustuğu yerde, durduğu yerde ve gösterdiği vefayla da hatırlanacaktır.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.